2010 / 8 Nisan

"Tatlım, sanırım dünya düz."


06031352

Friedman’ın en çok satanlar listesinde yer alan “Dünya Düzdür / The World is Flat” adlı kitabı düşüncelerimi alt üst etmekle kalmadı üstüne bir de dümdüz etti. Henüz kitabı okumayı tamamlayamasam da düşüncelerimi paylaşmadan duramadım. İlk bölüm “Ben Uyurken” i okurken aslında hepimizin uyuduğunu da düşünmedim değil. Ama Friedman’ın rüyasını görmüyorduk sanırım.

Kısaca kitabın özü dünyadaki değişimin teknolojik gelişmeler ile hızlı ve yaygın olarak gerçekleştiği ve bunun da 80’lerden bu yana yaygın bir terim olan “küreselleşme”ye etkisi. Terim de Friedman’a göre değişiyor ve dünya bir düzleşme süreci içine giriyor. Coğrafi engeller kalkıyor, Çin, Hindistan ve Rusya gibi devletler ekonomik rekabete giriyor,  uluslararası arenada hatta askeriyede bile hiyerarşiler yok oluyor. Friedman hatta bir kehanette de bulunuyor. “Eğer düzleşen dünya konusunda haklıysam, bu değişiklik ileride dünyada gerçekleşen temel değişikliklerden biri olarak hatırlanacak. Bu temel değişimler, bireylerin dünyadaki rolünü, hükümetlerin biçimini ve rolünü, yeniliklerin oluşma sürecini, iş yapma biçimimizi, kadınların rolünü, savaşma ve kendimizi eğitme biçimimizi, dinin ihtiyaçlarımıza karşılık verme sürecini, sanatı, bilimsel araştırma yapma tarzımızı ve elbette kendimize ve karşıtlarımıza atfettiğimiz siyasi etiketleri de değiştiriyor.” Kitaptaki bu ve benzer sözlere her ne kadar katılsam da, fazla iyimser ve duygusal yaklaşımı Friedman’ı gerçekçi ve çok yönlü yaklaşımdan uzaklaştırmış ve sanki “Dünyayı dümdüz yapalım!” sloganı savuran bir futbol taraftarına dönüştürmüş. Kitabın ilk sayfalarını okuduğumda eşime dönüp şu cümleyi savurdum “Sömürgecilik hiç bu kadar medeni olmamıştı.” Biraz aşırı bir tepki belki de duygusal ama elimde değildi! Teknolojik gelişmeleri tutku ile izleyen bir insan olarak endişe duyduğum anlardan da biri oldu. Öğrenme anının büyüsünde kaybolan biz öğretmenler dünyadaki ekonomik göstergeleri ve olayları kaçırabiliyoruz fakat öyle ki, aslında çok yakından ilgili yaşadığımız aksaklıklar ve olumsuzluklarla.

Friedman kitapta küreselleşmenin üç büyük çağından bahsediyor. Birinci çağ yani “Küreselleşme 1.0″ da küresel entegrasyonun gücü ülkelerin elinde bulunuyor. Bu çağda insanlar kendilerine şu soruları soruyorlar: “Küresel fırsat ve rekabette ülkemin yeri neresi? Ülkem aracılığı ile küreselleşip diğerleri ile işbirliğine nasıl gidebilirim?” 1800’leden sonra başlayan “Küreselleşme 2.0″ Birinci ve İkinci dünya savaşında kısa bir ara verdikten sonra 2000’li yıllara kadar devam ediyor. Ve bu sefer itici güç devletler değil çokuluslu şirketler. Sorular ise: “Küresel ekonomide şirketimin yeri neresi? Nasıl küreselleşebilirim ve şirketim aracılığıyla diğerleri ile işbirliğine nasıl giderim?” Yazarın bir önceki Lexus ve Zeytin Ağacı adlı kitabı da tam olarak dünyadaki duvarların yıkılışını ve bu çağı anlatıyor. Gelelim son çağ “Küreselleşme 3.0″ a. Bu çağda farklı olan şey sadece bireylerin ön plana çıkması değil bu bireylerin artık Amerika’lı ve Avrupa’lı olmak zorunda olmaması. Bu noktada Friedman Hindistan ve Çin’in ekonomik rekabetteki yerini anlata anlata bitiremiyor. Fakat bu ülkelerin de “ayak işleri” yaptığını ve yaratıcı süreçlerin hala Amerika ve Avrupa ülkeleri tarafından gerçekleştirildiğini de itiraf ediyor. Bu süreçleri gerçekleştirebilmeleri için bu ülkelerde yeteri kadar kritik becerilere sahip insanların bulunmadığını söylüyor. Ama kaçırdığı bir şey var ki (aslında kitapta bu konuya üstünkörü değiniyor. Dalian’ın (Çin) valisi Xia Deren bile şöyle bir cümle savuruyor. “Bütün süreçleri ve basamakları öğrendikten sonra kendi şirketimizi kurduk… Önce gençlerimiz yabancıların yanında çalışacak, sonra da kendi şirketlerimizi kuracağız. Tıpkı bina yapmak gibi. Bugün Amerikalılar olarak binanın tasarımını, mimarlığını siz yapıyorsunuz. Gelişmekte olan ülkeler de binanın duvarlarını örüyor. Umudum o ki günün birinde mimar biz olacağız.”) bu ülkeler bu süreçleri öğreniyor, sadece “ayak işlerini” yapmakla kalmıyorlar. Yakın zamanda da bu ülkeler dünya ekonomisinde Amerika kadar sözü geçmeye başlayacak, hatta başladı bile.  Çin’in en fazla sayıda üniversite mezununa sahip ülke haline gelmesi ve tüm üretim aşamalarında söz sahibi olmaları, Amerika’nın mali kayıtlarından tutun da üst düzey yöneticilerin okuması gereken kitap özetleri ve hazırlaması gerek sunumlara kadar Hintli uzmanlarca hazırlanması bende soru işareti bıraktı.

Buraya kadar Friedman’ın yaklaşımı ve küreselleştirmeyi çağlar altında tanımlaması benden beğeni almıştı. Ama son çağa geldiğinizde bile görüyorsunuz ki itici güç herzaman “ülkem” olmaya devam ediyor. Ve Friedman’ın “bizler ve onlar” yaklaşımını da New York Times gazetesi baş yazarı olabilecek birine yakıştıramadığımı söylemeden geçemeyeceğim.  “Küreselleşen dünyanın gazetecisi” yaklaşımı daha doğru olurdu diye düşünüyorum.

Peki küreselleşmek diyoruz ama küreselleşmek ne demek? Küreselleşmek devam eden bir süreci tanımlıyor. Ticari ve iletişim anlamında dünyayı saran bir ağ sayesinde yerel ekonominin, sosyal çevrenin ve kültürlerin biraraya gelmesini ifade ediyor (Wikipedia). Friedman da Clinton döneminde Ticaret Bakanlığında çalışan David Rothkopf ile yaptığı röportajda “Küreselleşme, hükümetler ile büyük iş çevreleri arasındaki değişen ilişkileri tanımlamak için kullandığımız bir terimdi. Ama bugün gerçekleşen şey, çok daha derin, çok daha yaygın bir olgu. Sadece kurumların birbiri ile ilişkisi değil, sosyal, siyasi ve ekonomik modellerin ortaya çıkması.” olarak tanımlanıyor. Cambridge’in sözlüğünde küreselleşme şu şekilde tanımlanıyor “ürün ya da hizmetlerin, kültür ve sosyal etkilerin dünyanın heryerinde aynı olması”. Küresel ifadesi yani dünyanın yuvarlaklığı fikri zaten Friedman’ın düşüncesini daha iyi tanımlıyordu, dünya’nın düz olaması fikri de nereden çıktı demeden edemedim? Boş zamanlarında dünyanın önde gelen isimleri ile birlikte golf oynarken çıkmış olmalı. “Dünya’nın düzlüğü” mesafelerin uzaklığını ve iletişimsizliği çağrıştırıyor. Bana göre burada kavramsal bir karmaşa da var.

Kötümser yaklaşmak istemiyorum çünkü kitap reddedemeyeceğimiz olguları da gözler önüne seriyor. Okunması ve yorumlanması gereken bir kitap. Kitabı tabii ki bitirecek ve yorumlarımı paylaşmaya devam edeceğim. Friedman’ın düzleşme tanımından uzaklaşıyor ve küreselleşmeye geri dönüyorum. Biz eğitimde küreselleşmeye nasıl bakıyoruz? Bu değişimi ve teknolojik gelişmelerin etkisini nasıl gözlemliyoruz ve buna göre nasıl eylem planları yapıyoruz? Nasıl önlemler alıyoruz? Friedman’ın kitabında ilk bölümde en çok katıldığım cümle şu oldu: “Bu değişimi lehimize olacak şekilde nasıl planlayabileceğimize ve nasıl yönetebileceğimize dair bir çerçeve ortaya koymak”. Umarım kitabın devamında bu konuda bizelere ipucu veriyordur.

Devamı Geliyor…

Comments are closed.

CONTACT ME

Address: Arnavutköy Mah., Kuruçeşme Cad. No:87, Arnavutköy/İstanbul

Phone: (0212) 359 2222

Email: burcuaybat {at} gmail {dot} com