2010 / 3 Haziran

Dijital Göçmenlerin Dikkatine!


PRENSKY-TDN-FINAL_COVER

Evet doğru okudunuz. “Dijital Göçmen”. 20 yaş üzerindeyseniz, hala bir dökümanı bilgisayarda okumak yerine çıktısını alarak okuyorsanız, bir web sayfasını paylaşmak için iş arkadaşlarınızı ofisinize çağırıyorsanız, maillerinizin çıktısını alıyorsanız, hatta bir de attığınız mailin yerine ulaşıp ulaşmadığını telefon ederek teyit ediyorsanız Marc Prensky’e göre siz dijital göçmensiniz.

Yakın zamanda Sakarya Üniversitesi’nin düzenlediği 10. Eğitim Teknolojileri Konferansı’nda edindiğim izlenimler sonucuda kafamda oluşan bir soru vardı: “Yoksa bu teknolojiler ile büyüyen gençler acaba farklı mı düşünüyorlar?” Bu sorumun cevabını ararken de Prensky’nin makalesi ile karşılaştım ve dijital göçmen (digital immigrants)/dijital yerli (digital natives) terimleri ile tanıştım. Bu blog mesajımda da bu makaleden edindiğim bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

Prensky’e göre dijital göçmenler ve dijital yerliler (bilgisayar oyunları, cep telefonları, email, Internet ve Facebook ile büyüyen bireyler) düşünme ve bilgiyi işleme konusunda doğal olarak farklılık gösteriyorlar. Günümüzün nörobiyologları ve sosyal psikologlarına göre beynimiz dışarıdan aldığımız uyarılara göre fiziksel olarak değişiyor. Yapılan araştırmalar beyin hücrelerinin sürekli doldurulduğunu ve beyinin bu yüzden esnek (neuroplacticity)  bir yapıdan oluştuğunu gösteriyor. Örnek vermek gerekirse, yoğun bir okuma programına giren 10 yaşındaki öğrencilerin bir süre sonra beyinlerinde kimyasal değişikliklerin oluştuğu gözlemlenmiş.  Parmakları ile komplike vuruşlar yapmayı sürekli tekrar eden bir kişinin ise motor korteksinde büyük bir alan aktive olmuş. Japonların kendi dillerinde “la” sesi olmadığı için bu sesi unutmaları da başka bir örnek. Prensky “Dijital Yerliler Dijital Göçmenler” adlı makalesinde bunlara benzer pek çok  örneği paylaşıyor. Bu değişikliklerin kişilerin tecrübelerinden ve kültürel farklılıklardan geçtiğine değiniyor. Birden fazla kültürü barındıran bir organizasyonda çalışanların, Prensky’nin değindiği gibi, farklı kültürden gelenlerin farklı şeyler düşündüğünü değil, farklı şekilde düşündüğünü akıllarının bir köşesinde tutması gerekir diye düşünüyorum.

Prensky dijital yerli olarak nitelendirdiği grubun günde pek çok saat, hergün, dikkatini yoğunlaştırarak popüler teknolojilere maruz kaldığı varsayımından yola çıkarak, beyinlerinin çalışma şeklinin dijital göçmenlerden farklı olduğunu idda ediyor. Peki nasıl farklı? Söylediğine göre dijital yerliler biz dijital göçmenlerin aksine bilgiyi daha hızlı alıyorlar, paralel ve birden fazla süreci yürütebiliyorlar, yazı yerine grafikleri tercih ediyorlar, sıralı erişimden çok rastgele erişimi (hypertext gibi) tercih ediyorlar, anlık ödüllerden güdüleniyorlar, “ciddi” işlerden çok oyunlardan hoşlanıyorlar. İşte bu cümlelerle benim öğrencilerimi tarif ediyor sanki! Prensky bize bu profili iyi tanımamızı ve buna göre stratejilerimizi ve  müfredatımızı belirlememizi öğütlüyor. Makalesinde bir Susam Sokağı örneği var ki sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim. Yapılan bu araştırmaya göre 5 yaş grubu bir grup öğrenciye Susam Sokağı seyrettiriliyor. Deney grubundaki öğrencilere ise bu şov sırasında oynamaları için oyuncak veriliyor. Görülüyor ki bu gruptaki öğrenciler zamanlarının %47’sini şova ayırmışlar, kontrol grubundakiler ise %87’sini. İlginç olan şu ki şov ile ilgili hatırladıkları eşit düzeyde. Paralel iki süreci yürütebilmelerine örnek olduğu gibi dikkatin oyuncak ve şov arasındaki dağılımına da güzel bir örnek. Çocuklar dikkatini ne çekiyorsa onu hatırlıyorlar. Dijital yerlilerin diğer bir özelliği de etkileşimi sevmeleri ve her ortamda bunu aramaları. Yakın zamanda izlediğim bir piyano resitalinde öğrencilerin sonlara doğru dağılan dikkatinin performanslardan birinde el çırparak etkileşimde bulunmaları ile tekrar toplandığını gözlemledim. Sınıf içi ve dışı aktivitelerimizi dijital yerli profilini dikkate alarak yeniden tasarlamak bize olumlu şekilde geri dönecektir diye düşünüyorum.

Prensky Eportfolyo ile yakından ilgili olan “dönüşümlü düşünme/reflection” konusuna da değinmiş makalesinde. “Tecrübe yolu ile öğrenme süreci” olarak tanımladığı dönüşümlü düşünmeye, dijital yerli grubunun içinde bulunduğu yeni ve hızlı gelişen dünyada zaman ayıramadığına değinmiş. Dönüşümlü düşünme ve eleştirel düşünme içeren yeni yöntemler geliştirilmesi ve bu konuda daha fazla çalışılma yapılması gerekliliğinin altını çizmiş. Prensky’nin önerdiği yöntemlerden biri de eğitsel oyunlar. Fakat bu oyunların gerçekten eğitsel olup olmadıklarına ve amacına ulaşıp ulaşmadıklarına dikkat etmemizi öğütlüyor. Tasarımı ve içeriği de eşit derecede önemli.  

Biz dijital göçmen eğitimciler öğrencilerimizin bizden farklı bilişsel süreçlerden geçtiklerini yakın zamanda daha çaresizce anlayacağız ve bunu dikkate alarak harekete geçmek zorunda kalacağız. Birşeylerin yanlış gittiğini belki anlıyoruz ama bunu öğrencilerimizi dikkat problemleri ile etiketleyerek dile getiriyoruz.

Prensky son olarak eğitimcilere iki seçenek sunuyor. Birincisi gözlerini, kulaklarını ve sezgilerini kapa, dijital yerli/göçmen kavramları yokmuş gibi davran, daha az etkin geleneksel metodlarına devam et ve dijital yerlilerin yerini almasını bekle. Diğeri ise yeni bir dijital dünyada yer alan bir göçmen olduğunu kabul et, yeni dünyanın dilini kullanan dijital yerliler ile iletişim kurmak için yaratıcılığını ve kaynakları kullan, öğrencilerini tanı! Ben seçimimi yaptım. Siz?

Prensky’nin Kitapları

  • Teaching Digital Natives
  • “Don’t Bother Me Mom – I’m Learning!”
  • Digital Game-Based Learning

Comments are closed.

CONTACT ME

Address: Arnavutköy Mah., Kuruçeşme Cad. No:87, Arnavutköy/İstanbul

Phone: (0212) 359 2222

Email: burcuaybat {at} gmail {dot} com